I do not know how it works for you, but my decision to read a book is usually shaped by a recommendation or a review. I tend to read books that I become aware of through the suggestions of a writer or academic whose opinions I value, an influencer I enjoy following on social media, or someone in my own social circle whose taste I trust. Of course, this is not always the case. From time to time, I also choose books by researching topics I am interested in, or by purchasing the latest work of an author I already follow out of curiosity. When I bought A Tale of Two Cities , however, I had no prior knowledge of it at all. I did not know when or where it was written, who the author was, or even what the book was about. The only thought that pushed me to buy it was this: “Halil, you never read classic novels.” When I saw the book, I found myself thinking, “Which two cities, and what kind of story could this be?” and I purchased it with a small sense of curiosity. Unfortunately, it too...
İlk yazımı 1.sezonunu yeni bitirdiğim norveç dizisi olan Ragnarok hakkında yazmak istedim. Kısaca diziden anladıklarımı yazıya dökeceğim eğer yanlış veya eksik anladığım kısımlar olmuş ise lütfen beni bilgilendirin, boşuna açmadık bu blogu çünkü. Öncelikle İskandinav mitolojisine ilgi duyuyorsanız kesinlikle izleyin. Öyle ilgi duyuyosan dediysem abartmaya gerek yok. Benim gibi Vikings ya da Marvel'dan duyduysan ve hoşuna gittiyse de olur. Dizi anladığım kadarıyla binlerce yıldan beri hayatta olan, olağan üstü özelliklere sahip olan devler ile kasabaya yeni taşınan ve gizemli, yaşlı bir teyzeden özel güçlerini edinen ana karakterimiz arasındaki olayları ele alıyor. Bu ana karakterimiz dizide Thor olarak tanıtılıyor. Çünkü kendisini çekiç ve şimşekle pek haşir neşir olduğunu gördük. Dev olarak tanıtılan aile ise büyük savaştan canlı olarak kurtulmuş, insan gibi yaşayarak hayatlarına devam eden, kendilerine has özellikleri olan bir grup mitolojik karakterler. İnsanlar ile çok yakın ilişki kurmaktan çekiniyolar çünkü kendi öz kimliklerini kaybetmek ve belli etmek istemiyolar. Bu konuda bana biraz Twilight'ı andırması canımı sıkmadı desem yalan olur. Ana karakterimiz Magne ile bu aile arasındaki sorun sadece mitolojik olaylardan kaynaklanmıyor. Jutul ailesi kasabadaki en zengin aile ve bu zenginliği işlettikleri fabrikadan kazanıyolar Bu fabrikanın Norveç doğasına ciddi zararlar vermesi çevreci bir öğrenci olan Isolde'nin dikkatini çekiyor ve bu konuda bir şeyler yapmak için deliller toplayarak kendince bir mücadele veriyor. Isolde ile yakın arkadaş olan Magne de kendini bu olayların içinde buluyor. Sıkılmadan izleyeceğinizi düşündüğüm eğlenceli bir dizi. İlk sezon 6 bölümden oluşuyo ve bölümler ortalama 40 dk civarlarında. Çok detaya girmeden ve spoiler vermeden yazımı sonlandırmak istiyorum. Biraz yüzeysel oldu sanki ama idare edin artık. İlk elin günahı olmaz diyeceğim ama diğer yazıların da kusursuz olacağını garanti edemiyorum pek. Bu arada 2. sezon da onaylanmış. Neyse size iyi okumalar.

Yorumlar
Yorum Gönder